İslamiyyet'de Taleb-i Maişet
Şeriat-ı Ğarra-yı Muhammediyye, hılkaten zaif, hayvanat-ı saire gibi müstakillen ihtiyacatını tedarik ve tesviyeye ğayr-ı muktedir, her halde yekdiğerinin muavenetine müftekir bulunan insan içün havayic-i zaruriyyesini te'min hususunda her dürlü teşebbüsat-ı meşru'ada bulunmasını, mezraa-i ahiret olan bu dar-ı sa'y u teklifde - netice-i verziş ü amel olarak - ancak ihraz idebildiği mesubat mikdarınca nail-i niam-ı ebediyye olacağını emr u beyan buyurmuşdur.
Binaberin lazıme-i maişeti istihsal içün insan esbab-ı maişete delalet idecek akl u idrak ile erzak-ı mukadderesini taleb itmek bir emr tabi'i ve şer'idir. Amma erzak-ı mukadderesini tahsil hususunda bir hayli meşakk u müşkilata tesadüf idecekmiş ne be'is var.
Binaberin lazıme-i maişeti istihsal içün insan esbab-ı maişete delalet idecek akl u idrak ile erzak-ı mukadderesini taleb itmek bir emr tabi'i ve şer'idir. Amma erzak-ı mukadderesini tahsil hususunda bir hayli meşakk u müşkilata tesadüf idecekmiş ne be'is var.
علی المرأ ان یسعی لما فیه نفعه
ولیس علیه ان یساعده الدهر
ولیس علیه ان یساعده الدهر
Yahud nasibe-i akl u idrakinin kuvvet ü kemaline rağmen bir hisse-i cüz'iyye elde idebilmiş; bundan tahsil-i maişet hiss ü i'tikadına ne zarar; Halık'a karşı su'-i zann beslemeğe, sebeb-i dalalet add itmeğe ne sebeb.
Şairin:
كم عاقل عاقل اعیت مذاهبه
وجاهل جاهل تلقاه مرزوقاً
هذا الذی ترك الالباب حئرة
وصیر العاقل النحریر زندیقا
وجاهل جاهل تلقاه مرزوقاً
هذا الذی ترك الالباب حئرة
وصیر العاقل النحریر زندیقا
diye tasvir itdiği gibi nice akilleri esbab-ı maişeti te'min hususu sergerdan iderek sebeb-i dalaleti olmasına, bir çok cahillerin de enva'-ı naz u niam içinde hayatgüzar olup gitmesine bakup da terk-i taleb ü sa'y doğru mudur? Hem bize ilel-i mesalihin hepsi münkeşif midir ki su'-i zanna hakkımız olsun. Ba'zı mesalih vardır ki - lihikmetin - anı bilmekde ancak Cenab-ı Zül'Celal infirad itmişdir. Madem ki insan fıtraten açığını kapatmağa, açlığını izaleye, her dürlü ihtiyacat-ı zaruriyyesini tahsile müftekirdir. Her halde esbab-ı lazımeye tevessül itmesi zaruridir. Bu ise muhitinin derece-i temeddün ve terbiyesini bilmekle, ana göre terbiye görmekle husulpezir olabilir. Bu hususda istiğna göstermek, evin bir köşesine çekilüp de öyle bomboş oturmak kar-ı akıl değildir.
Cenab-ı Hakk; Resul Zişan'ına bile (فاذا فرغت فانصب والی ربك فارغب) nazm-ı İlahisiyle ferman buyurmuşdur ki ehl-i te'vilin beyanına göre ma'na-yı münifi: "Habibim! Umur-ı dünyadan ferağat itdiğin vakitde ibadete kıyam et. Ancak Rabbine teveccüh eyle." dimekdir.
Gerçi bu nazm-ı celil; Cenab-ı Peygamber'i taleb-i maişete terğib vadisinde sevk olunmamışdır. Fakat ihtiyac-ı mikdarı hazz-ı dünyevinin ahz u istihsalinin mendubiyyetini ifade idiyor.
Anın içündür ki Nebi-i Muhterem Efendimiz Hazretleri; (لیس خیركم من ترك الدنیا للآخرة ولا الآخرة للدنیا ولكن خیركم من اخذ من هذه و هذه) buyurmuşlardır ki mana-yı celili; (Ümmetim! Dünyayı ahiret, ahireti dünya içün terk idenler, sizin hayrlılarınız değildirler. Belki sizin hayrlınız dünyadan da ahiretden de hissedar olanlardır.) dimekdir.
Kezalik, Sahih-i Buhari'de mezkur olduğı üzre Cenab-ı Hidayetmeab Efendimiz bir hadis-i nebevilerinde (İnsanın kesb-i yediyle kazanup yediği taam gibi hayrlı bir taam kat'iyyen olamaz. Nebiyy-i İlahi Davud aleyhisselam da kendi kazancıyla geçinirdi.) buyurmuşlardır.
Kur'an-ı Kerim'de beyan buyurulmuşdur ki Davud aleyhisselam Ta'lim-i Sübhani ile geniş zırhlar i'mal idermiş. Yalnız Hazret-i Davud değil bütün kavafil-i enbiya da birer hırfetle tahsil-i maişet itmişlerdir. Binaberin muhafaza-i hayat ve te'min-i seadet içün lazım gelen esbabı istihsale sa'y ve ğayret itmek bir hareket-i mezmume add idilemez. Çünki dünyasız ahiret olmayor.
لا تتبع الدنیا و ایامها
ذما وان داری بك الدائرة
من شرف الدنیا و من فضلها
ان بها تستدرك الا خرة
ذما وان داری بك الدائرة
من شرف الدنیا و من فضلها
ان بها تستدرك الا خرة
Me'ali
Dünya, vukuat-ı gönegöni havi olan kara günleriyle seni mahfuf-ı mesaib ü şedaidi kılsa da yine sen anı lisan-ı mezemmetle yad itme. Dünya içün şeref ü meziyyet sayılan umurdan biri de niam-ı uhreviyyenin ancak dünya ile kabil-i istihsal olmasıdır.
Lakin Şeriat-ı Ğarra-yı Ahmediyye; hubb-ı dünyanın, taleb-i maişetin kemmiyyet ü keyfiyyet-i meşruasını da takyid idiyor. Emel-i dünyevi memduhdur, bir rahmet-i Sübhaniyye'dir. Vücuh-ı hayra masruf olmak şartıyla, şayed emel olmasa idi ru-yı arz tabi'atiyle muattal kalacağından eser-i umrandan mahrum olurdu. İnsanların üzerinde yaşaması bile ğayr-ı kabil bir hale gelirdi. Bir asr ehalisi kendilerinden evvel güzeran olan ümemin asar-ı umranından hiç bir şey tevarüs itmemiş olsa idi şimdi biz acaba dünyayı ne halde bulurduk.
Cenab-ı Risaletmeab Efendimizden mervi olan bir hadis-i şerif de bunı müeyyiddir. (قال سید الانبیاء صلی الله علیه وسلم الامل رحمة من الله لامتی ولو لاه لما غرس غارس شجراً ولا ارضعت ام ولداً)
Yoksa Karun gibi cem'-i mal ve servet-i müktesebeyi ibadullaha zulm ü eza yolunda isti'mal niyyetiyle perverde idilen emel mezmumdur; haramdır. Hatta insanın dünyadan öyle bir emr-i ğayr-ı meşru' ile iddihar eylediği hazz-ı vafir; fıtratında merkuz bulunan tuğyanı tezyide sebeb olduğı, ba'zı ümem-i salifenin ahvalinde görüldüğü gibi kendisini uluhiyyet da'vasına kadar sevk itdiği de müstemirren meşhud olagelmişdir: (قال الله تعالی عز و جل؛ كلا ان الانسان لیطغی ان رأه استغنی)
Amma şart-ı salah ile perverde idilen emel ne kadar vasi' olursa olsun müstahsendir; makbuldür. Emel-i makbulün ittisa'ından dolayı sahibi seza-yı levm görilemez; tevekkülden de çıkmış sayılmaz. Mübelliğ-i fazilet-i tevekkül bulunan Nebi-i zişan efendimiz bile ezvac-ı tahiratının bir senelik maişetini iddihar buyurmuşlardır.
Hülasa, ebna-yı cinsine muavenet, i'la-yı Kelimetullah, i'mar-ı vatan, terfih-i evlad u iyal niyyat-ı hayriyyesiyle iddihar idilen servetler memduh olduğı gibi (نعم المال الصالح للرجل الصالح) sitayişine bile mazhardır. Bahusus muhafaza-i hukuk-ı vatan fikriyle iddihar-ı servet idilirse mendubiyyetden farziyyete irtifa ider. Cenab-ı Zül'celal; "Müdafaa-i düşmanan içün gücünüz yetdiği kadar kuvvet ihzar idiniz." diye mü'minine Kitab-ı Hakim'inde ferman buyurmuşdur. Bu Ferman-ı İlahi'den istinbat olunur ki mü'minler bulunduğı asr u muhitin icabatına göre tehyie-i kuvvet, cem'-i servet itmesi vacibatdandır. Bu vadide telkinat-ı celile-i İslamiyye pek çoksa da mesrudat-ı vakıayı taleb-i maişetin nazar-ı Şeriat'de ne derecelerde mültezim olduğunu isbata kafi gördük.
Hüseyin Hazım
Me'haz: wikilala.com, Beyan'ülhakk, Aded 7